Neden Siyaset Yapmalı?-2

Evvel zaman önce bir adam memleketinden çıkmış, ilim peşinde yollara düşmüş. O zamanın ilim merkezinde bulmuş kendini. Yıllarca dini ve fenni ilimleri öğrenmek için çalışmış. Bir tek siyaset ilmi kalmış öğrenmediği. İleride siyasete atılmayı hiç düşünmediği için siyaset ilmini almamaya karar vermiş. Tüm hazırlıklarını yapmış ve memleketine geri dönmek için yola koyulmuş. Günlerden cuma olduğu için cuma namazını kılmak üzere gördüğü ilk camiden içeri girmiş. İmam hutbeye başlayınca birden hiddetlenmiş. Çünkü imam Arapça hutbe veriyormuş gibi görünse de atıp tutuyormuş. Arapça bilmeyen cemaat de hocanın söylediklerini hayranlıkla dinliyormuş. İmamın ve cemaatin halini gören adam birden kalkmış ayağa ve “Ey Cemaat! Bu sizin imam dediğiniz kişi, Arapça bilmiyor ağzına geleni Arapça diye size yutturuyor!” diyerek bağırmış. Meğer ki cemaat, imamı çok sever ve sayarmış. Cemaatten hiç kimse bu suçlamayı kabullenememiş ve hep birlikte bizim adamı linç edeyazmışlar. Adam cemaatin elinden zor kurtulmuş ve geri dönmüş ilim merkezine. Her türlü ilmi öğrendiği halde neden ilk icraatında başarısız olmuştur ki? Düşünmüş taşınmış siyaset ilmini öğrenmediğini hatırlayıp onu da öğrenmeye karar vermiş. Uzun bir müddet sadece siyaset ilmi ile ilgilenmiş. Artık tamam olduğunu düşündüğünde tekrar memleket yoluna koyulmuş. Günlerden de yine cumaymış. Cuma namazını kılmak üzere yıllar önce girdiği o camiye yine girmiş. Tanınmamak içi tebdil-i kıyafeti unutmamış. İmam yıllar önceki imammış ve Arapça hutbe veriyormuş gibi görünerek cemaati kandırmaya devam ediyormuş. Cemaat de yine hayranlıkla imamı dinliyormuş. Bizim adam birden ayağa kalkmış ve “Ey Cemaat! Bu sizin imamınız o kadar mübarek bir zattır ki onun bir tel sakalını evinde muhafaza eden mutlak cennetliktir!” diye bağırmış. Adamın bu sözünü duyanlar imamın sakalından bir tel sakal kopartmak pahasına imamı linç edeyazmışlar.

Yukarıdaki fıkra aslında siyaset yapmanın gereğini bir başka sebebiyle ele alıyor. Siyaset sadece söz sahibi olmak, karar almak ve kararlarını uygulatmak için yapılmaz. Siyaset bilmek, mutlak doğruya ulaşmanın farklı yollarını türetebilmek için gereklidir. Bu yollar bilinen yolun aksine, karşınıza çıkacak engelleri de bertaraf edecektir. İnsanlar her doğru bildiğini her zaman her yerde söyleyemez, doğruyu uygulamak için son tahlilde ortam şartlarının oluşmasını beklemek gerekir. Siyaset bilmek, an itibariyle ortam şartları oluşmamış olsa da doğru bilineni uygulamaya yardımcı olur.

Siyaset, olaylara farklı açılardan bakabilme yeteneği kazandırır. Gazete başlıkları üzerinden değil; olaylara özel şahsi yorumlarınız üzerinden yapılır siyaset. Yine muhakeme yeteneğiniz de olaylarla alakadar olduğunuz sürece ilerleyecektir. Siyaset bilmek; bazen bilgiyi eksik aktararak, bazen küçük beyaz yalanlar söyleyerek, bazen bilmezlikten gelerek, bazen vurguyu başka yöne çekerek, bazen kozlarını kullanarak,… ileriye yönelik adım atmayı bilmektir. Siyasetçi, yeri gelir kırk yıllık avukatı cebinden çıkarır. Çok ağır suçlamalarda bile konuyu başka yöne çekerek rakibini alaşağı etmesini bilir. Siyasetçi, politize olduğu ilk andan ölümüne kadar her daim karşısındakilerle münazara halindedir.

Siyaset, yalan söyleme sanatı değildir. Ancak siyasetçi, yalan söylemeyi ve yalan söyleyeni adı gibi bilir. Yalan söylemeden her durumdan kurtulabilen siyasetçi, gerçek siyasetçidir. Siyaset, insana kendini en iyi şekilde ifade edebilme yeteneği kazandırır. Geniş kitlelere hitap edebilme yeteneğini (hatiplik) güçlendirir. Eğer sizin derdiniz şahsi derdiniz değil de milli dert ise bunu kitlelere hitap edebilmek için siyasetten ala yol yoktur.

Selman ÇELİK