Kod Adı: Cemaat(!)

Türkiye’de son yıllarda devam eden siyasi gerilimler bazı perdelerin şeffaflaşmasına vesile oluyor. Başbakan Erdoğan hükümetleri ve düşmanları arasında yaşanan son çatışmalar defaten ve birlikte ele alındığında siyasi savaş portresi belirginleşiyor. AK Parti iktidarının özellikle son dönem icraatları göze alındığında, muhaliflerin çaresizliği göze çarpıyor. Gezi Parkı Olayları buna en birincil örnek gösterilebilir. Peki ya uluslararası dengeler?

Ortadoğu’nun kalbinde gelişen bir Türkiye her büyük dünya ülkesinin hesabına gelir; ta ki otokontrolü olmadığı sürece. Erdoğan hükümetleri bunu başardığı için küresel aktörlerce zapturapt altına alınma çabalarının başladığını görüyoruz. Peki bu iş nasıl ve kimler tarafından yürütülüyor?

Elinize herhangi bir ulusal gazeteyi alın ve birkaç sayfa tarayın; ‘cemaat’ sözcüğünü görmemeniz neredeyse imkansızdır. Ne hikmetse Erdoğan ve AK Parti aleyhinde gündemde ne varsa ilk zanlı her vakit sabit: ‘Cemaat’. Peki kim bu cemaat?

Haydi birlikte sokağa çıkalım ve insanları gelişigüzel durdurup soralım: “Din, İslam, cemaat, hizmet vb. terimleri duyunca aklınıza ilk kimin adı geliyor?” Ne yazık ki alacağımız cevap büyük oranla bellidir: Fethullah Gülen. Said-i Nursi Hazretleri’nin en malum talebesi ve amiyane tabirle ‘nurcu’ grupların en etklisinin başında olan hocaefendi.

Yurdum insanı talihsizce diline pelesenk edilmiş bu ismi ağzında geveleyip duruyor. Gülen Hocaefendi’nin şahsi ve dini faaliyetleri bu yazının konusu olmamakla beraber; halkın vicdanını rahatsız eden özellikle siyonizm vb. konularda yaptığı talihsiz yorumlar siyaseten ehil bir insan olmadığını ve etrafındaki insanlar tarafından kolayca yönlendirilebildiğini gösteriyor. Peki Fethullah Gülen suçlu mu? Aslına bakılırsa sorun Fethullah Gülen Hocaefendi’yi çok daha önceden aşmış durumda. Osmanlı’da çöküş dönemi ve cumhuriyetin ilk yıllarında başlatılan uygulamalarla dinadamlarının sosyal ve fenni ilimlerden uzaklaştırılmasından siyaset de nasibini almış ve bunun bir sonucu olarak dinadamları siyaseten yoksul yetişmeye terk edilmiş. Cumhuriyet sonrası Türk Siyasi Tarihi ele alındığında ‘milli görüş’ dışında önemli bir dini-siyasi atılımın şuana dek gerçekleşmemesi bunun bir göstergesi. O halde cemaatin son yıllarda siyasi gündemde yer bulması ne anlama geliyor?

Aslında çok basit; Türkiye ile çıkarları artık örtüşmeyen güçlü bir ülke oluğunuzu ve Türkiye’yi safdışı bırakmak istediğini farzedin. Ne yapardınız?

İnsanların dini terimleri bu kadar özdeşleştirdiği bir Fethullah Gülen ismi ve o isme ait ülke genelinde etkin bir grup var iken ülkeyi kaosa itmek için başka bir yol aramaya gerek var mı? Hatta ve hatta bu grup “Ne olursan ol yine de gel” düsturuyla hareket ediyorsa!

Velhasıl-ı kelam, Fethullah Gülen Grubu’na yerleştirilen kilit isimler ve bu isimlerin de devlet kurumlarına yerleştirdiği kişiler cemaat(!) kisvesi altında AK Parti ve Erdoğan’a saldırmak uğruna her fırsatı değerlendiriyor. Peki ya masum cemaat mensupları bu savaşın neresinde? Ne yazık ki onlar bu savaşta hocaefendi ve grubunu savunduğunu düşünen ve kullanılan piyonlardan öteye gidemiyorlar.

Geriyedönük tahlil edildiğinde; Gülen Hocaefendi ve grubunun Türkiye’de siyasi bir aktör olmadığı önemli bir gerçek. Hem sayısal istatistikler, hem cemaat mensuplarının siyaseten farklı tandanslarda olup en başta da AK Parti gönüldaşı olması, hem de son dönemde cemaat ve hükümet arasında verilen dersane kavgası durumu apaçık ortaya seriyor. Grubun medya organlarının ve haberlerinin uzun vadede tiye alınması, cemaat evlerinde kalan öğrencilerden keramet beklenip hükümet aleyhinde tweet attırılması ve Hakan Şükür’ün istifası durumun trajikomikliğini ve cemaatin ne kadar güçlü(!) olduğunu gözler önüne seriyor.

Gülen cemaati içerisine sızmış vatan hainleri ile fitnekarların biran önce tahliyesi ve grubun uzun yıllardır süregelen dini ve faydalı ilim seferberliğinin daim olması dileklerimle…

Fi Emanillah,

Selman ÇELİK