Adab-ı Teşkilat

Bir siyasi partiyi, bir STK’dan (Sivil Toplum Kuruluşu) ayırmak zor mudur? Diğer bir deyişle, bir siyasi partinin icrası bir STK’dan nasıl farklılık gösterir ya da göstermelidir?

2006 yılının sonları ve üniversitede ilk senenin ikinci haftasıydı. Mimari atölye derslerinden birinde muhterem bir kardeşimin usulca sokularak “Adın ve soyadın bize verildi; en kısa zamanda özel olarak görüşmemiz lazım!” deyişi ile başladı siyaset yürüyüşümüz. Yeri geldi cebimize harçlık edinmeye fırsat olmadan, siyaset ve teşkilat eğitimi için ivedilikle Ankara yollarına düştük. Kimi zaman 3 kişi kimi zaman da 17 kişi olabildik. Üniversitede siyasi görüşlerin kolaylıkla ve bugünkü gibi tartışılamadığı zamanlardı.

O yıllar henüz devam ederken, İstanbul Başakşehir mevkii, 2009 yerel seçimleri öncesi resmi olarak ilçe ilan edildi. Devlet kurumlarının kurulmasına paralel olarak siyasi partiler de parti ilçe merkezlerini kurmaya başladılar. Başakşehir ilçesine AK Parti Kurucu İlçe Gençlik Kolları Başkanı olarak atanan Sn. Hasan Küçükoğlu’nun tasarrufu ile ilçe gençlik kolları yönetim kurulu üyesi olarak yeni görevimize başladık.

Üniversite ilk yıllarında Ankara eğitimlerinden Başakşehir ilçe gençlik kolları üyeliğine ve akabinde başkan yardımcılığına uzanan bu yolda ağabeylerimizden ve seleflerimizden birtakım siyasi-ahlaki görgü kuralları edindik.

Bu kazanımlardan bazıları da hürmet etme, hesap verme ve bağlılık adabıydı. Evet, üstlerimizin yanlış yaptığını/yapabileceğini de düşündük ama hiçbir zaman saygıda da kusur etmedik. Hiçbir zaman fevri çıkışlarda bulunmadık. Teşkilat içi konu ve farklı görüşleri üçüncü şahıslarla paylaşmadık ama paylaşılması gereken tek makam olan parti kurullarında adab-ı teşkilat kuralları elverdiğince kendi görüşlerimizi de dile getirdik ve savunduk. Biz teşkilat içi farklı seslerin ‘ilgili kurullarda’ ve ‘zamanında’ dile getirilmesinin temsil-i avam’ın bir gerekliliği olduğuna inandık.

Ancak biz, kurullardan çıkan her nihai kararın bizi bağladığını da kabul ettik ve parti içi muhalefetimizi bu meclislerin dışına taşımadık. Teşkilat dışı şahıslardan kesinlikle talimatlar almadık ve aykırı eylemlere yeltenmedik. Görevden af ve değişikliklerde kimsenin arkasından konuşmadık, konuşulmasına da müsaade etmedik.

Şimdi birileri çıkmış, getirildikleri makamların önemine bakmadan ve bu kadim teşkilat ananelerine aldırış etmeksizin popülist medyanın popülist kahramanları olma sevdasına vurulmuş. Varsın onlar içlerini dışa vursun; mahkeme-i kübra onlar için en mütenasip sonun başlangıcı olacaktır.

Fi Emanillah,

Selman ÇELİK