Suriyeli Mültecilere Dair…

Suriye’de iç savaşın sürmesi ve önünün alınaması yurda her geçen gün biraz daha mültecinin yerleşmesine sebep oldu. Haliyle yetersiz kalan kamplardan başta sınır bölgelerine ve büyük şehirlere göçler de sıklaştı. Heyhat ki bu durum zamanla ülke gündeminde mütemadi kaşınan bir yara suretine büründü. Evet, bu mesele üzerine çok yazı okuduk, çok dert dinledik, çok tartıştık. Ancak neden su-ı zan’ı hüsn-i zan’a yeğledik, zahiri vehime ezdirdik kestirmek zor.

Haydi kısa bir tahayyül turuna çıkalım tarih denizinde! Ulu Çınar Yüce Devlet Osmanlı’nın hükümranlığı sürüyor! Fatih Sultan Mehmed ile yeni bir çağa adım atıyoruz. Ardından Kanuni Sultan Süleyman ve zürriyyeti ile bir cihan devleti olmuş sadece Türkleri değil ve fakat her etnik kökenden insanı himaye eden bir sultanlığa kavuşmuşuz. Öyle bir devlet ki ‘emr-i bil-maruf nehy-i ani’l-münker’ (iyiliği emredip, kötülükten sakındırmak) düsturuyla cihad için tüm cihana yayılmayı arz eylemiş. Ve dahi bu süreçte, fetih olunan topraklardan nice gayrimüslim çocukları yetenekli görülüp enderun mektebinde yetiştirilmiş. Çağımız mantalitesiyle bu durumu okuyabilmek mümkün mü? Tek ve nihai bir gaye için gayenin düşmanlarını dahi araç etmek/edebilmek? Bu insanlar ne doğuştan müslüman ne de Türk! Üstelik yetişme aşamasında gerçek kökenleri de gizli tutulmamış! Nasıl olur da bu çocuklar büyüyünce devlet kademelerine sadrazam ve kaptan-ı derya rütbelerine kadar gelebilir? Tek bir hain dahi çıkmamış mı? Elbette nasipsizlikten kurtulamamış olanlar da baş göstermiştir ama tarih bir derya güzelliğe rağmen bir tutam necisi yazmaya değer görür mü?

Bugün Suriye’deki şartlar altında hayatını idame ettiremeyen birçok aile belki de birdaha hiç geri dönememeyi göze alarak dış ülkelere göç ediyor. Haber kaynaklarının ekserisine göre Türkiye bu aileler için birinci derece kurtuluş ülkesi olmuş durumda. Zaten bu duruma tarihin Türkiye ve Türkler konusunda hem müslüman hem de gayrimüslim ülkeler üzerinde bıraktığı etkilerin bir tezahürü de diyebiliriz. Yani bu insanlar yalnız mecbur kaldıkları için değil, ayrıca bizim onları mutlak kabul edeceğimize gönülden inandıkları için de öncelikle bize yöneliyorlar.

Gerek avamiçi konuşmalarda gerek ulusal tv programlarında süregelen tartışmalarda ise başka bir dünya sahne alıyor. Sanki Osmanlı Devleti bu topraklarda hiç nüfuz etmemiş, hiçbir etki bırakmamışcasına… Ne kadar kısa bir sürede nasıl bir kültür transformasyonu yaşadığımız tahlil götürmez durumda. Bugüne endeksli ve/veya pragmatizm eseri görüşler havada paslaşılıyor. Bizim Suriyelilerden başka derdimiz yok muymuş? Bu insanlara nasıl güvenilirmiş? Bu insanlar yüzünden bilmem hangi suç ne kadar artmışmış? vs vs…

Demezler mi sen Buhari’den “Müslümanın derdiyle dertlenmeyen bizden değildir!” hadisini hiç duymadın mı? Ta ki Mecelle’de övündüğümüz “Beraat-i zimmet esastır!” hükmü nerede kaldı? Osmanlı Devrinde gayrimüslimin bile sığınma talebinde haklarını gözeten ve güven içinde himaye eden biz, bugün müslüman kardeşlerimizden bizim ırkımızdan olmayanları redde nasıl cüret eder olduk? Yine Buhari’den naklen “Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücut gibidirler. Vücudun herhangi bir azası rahatsız olursa, diğer azaları da bu yüzden ateşlenir ve uykusuz kalır.” hadisini okumadık mı? Toplum içinde herdaim görülegelen birtakım pis işlerin birkaç kişi yüzünden tüm mülteci kardeşlerimize mal edilmesine seyirci kalıp ve üstüne bazı bazı bunu dillendirerek toplu iftira atmak nasıl bir aymazlıktır? Çağımızın ‘ensar’ı olabilme imkanı bize bağışlanmışken ‘muhacir’e olan bu kin de neyin nesidir?

Belki de probleme vakıf olamamış olabiliriz. Ancak en cüzi manada çözüm uğruna atılan adımları desteklemek; siyasi ve ideolojik kaygılar bir kenara bırakılarak mümkün olabilir. Fransız ihtilali ve sonrası ortaya çıkan ulus devletlerin milliyetçilik ve ben-merkezcilik uğruna verdiği sınavlar gün gibi ortada dururken, hala bu kafanın seyrine dalmak akl-ı selim ürünü değildir. Hele hele mevzu bahis mültecilerin ekserisinin dindaşlarımız olması bize dinen vazifeler yükler iken bizim menfi fikir ve tasarruflarımız hiçbir açıklamayla savunulamaz.

Rabbim bu sınavı vermeyi hem Suriyeli kardeşlerimize hem de bize nasip eylesin.

Fi Emanillah!

Selman ÇELİK