Ne Çektin Be Genç Kardeşim (?)

Ömür vefa ettiğince yaratılış gereği hepimiz bir gençlik evresinden geçiyoruz. Bilmiyorum ne derece kanıksadık ancak sessiz bir gençlik isyanı ile karşı karşıyayız. Nedense sorulması gereken şu kilit sorudan sürekli kaçıyoruz: ‘Gençler ne ister?’

Kabul etmek lazım ki bu soru üzerine çok düşünülmüş ve çokca yazılı/basılı eser ortaya konmuştur. Niyetim yeni bir eser iddiasında olmak değil. Ancak bir yerlerde sistemin ‘fatal error’ verdiğini ve acilen yeni mecralarda yeni çözümler üretmek gerektiğini hatırlatmak istedim.

Ortalama standartlara sahip bir genç ülkesinden ve toplumdan ne bekler?

Ülkenin geleceği için demokratik hakkını kullarak ilk kez oy kullanan gençler arasında yapılan anketlerde genel seçim sonuçlarından çok farklı bir tablo ile karşılaşıyoruz. Gençler hiçbir siyasi partinin hiçbir fiziki yatırımı ya da vaadi ile doğrudan ilgilenmiyor. Ülkenin ekonomik durumunun ne olduğunu, jeopolitik sorunların nerede düğümlendiğini ya da toplumsal geleceğimizin nereye yönlendiğini sorgulamaktan çok, haklı olarak kendilerini garantiye almanın hesabını yapıyorlar.

Bu yazıda yıllara göre intihar oranlarından, gençlerin profesyonel psikolojik destek alma eğilimlerinden vs. bahsederek konuyu dağıtmak niyetinde de değilim.

Çok net bir gerçek var ortada! Kim olursa olsun, hangi kültürel fraksiyondan gelirse gelsin her genç kendi mahalinde ve başkalarının nazarında farklı olmak, değer biçilen olmak, sorumluluk verilmiş olmak ve hepsinden öte ‘sahiplenilmek’ istiyor. İşte tam bu noktada ülkenin sivil toplum damarları geriliyor. Aile ortamı dışında gençlerin bir işe yaradığının, ve rüştünü ispat etmenin en etkili mecraları sivil toplum kuruluşları oluyor. Verilen sorumluluklarla hemhal olan bir gencin bunalım dehlizlerine düşme olasılığı azalıyor. Ülkesine ve vatanına değer katabilmek için uğraşırken, arkadaş portföyünün kalitesinin de artması ile kişisel sorunlarını def etme ya da minimize edebilme yetilerini kazanıyor.

Bir sivil toplum kuruluşunda (STK) sorumluluk alan gençler, başkalarının derdiyle dertlenerek kendi haline, sıkıntılarına sabretmeyi ve şükretmenin değerini öğreniyor. STK içi atmosferin de canlılığına göre fıtraten her daim yeise düşme eğiliminde olan gençler artık yeise düşmüş ya da açmaza girenlerin yardımına koşmaya başlıyor.

Gençlerimizi aile ortamında kendi aile kültürüne göre yetiştirmek elbette her aile reisinin doğal bir hakkı olarak görülebilir. Ancak genç bir bireyin kendini bulması ve kul olma şuurunu hakkıyla kazanabilmesi için aile dışında da aktif olmasının önünü açmak elzem görünüyor.

İhlas ve sırat-ı müstakim gözeten gençlerden olmak arzusu ile…

Fi Emanillah!

Selman ÇELİK